Giriş’ten Özet

 

İnsanın kimliği öteden beri büyük ölçüde – bilerek ya da bilmeyerek – ilgili kültürde kökünü ve biçimini bulan kendi dini üzerinden gelişmek­tedir. Din, kültür üzerinden tekrar insana etkide bulunur. Bu ise kendini geniş anlamda seküler anlayan ve böyle davranan bir toplumun da geleneksel dinsel bir düşünce dünyasınca biçimlendirildiği sonucunu doğurur. Bugün genel bilincin ille de bir dinin merkezî içeriklerince belirlenmediği olgusuyla karşılaşıyoruz. Sıklıkla bir dinin tarih koşullu aşırı yabancılaşmaları ve tahrifleri sonuçta bu iş için kendini neden gösteriyor. Dinsel bir diyalogda niyetin kesinlikle kendi kimliğinden vaz geçme olmaması gerektiğinden, asıl olanı dinin rastlantısal bir ifade kalıbından ayırt etmek özel bir önem kazanıyor. Dikkati ve yoğunluğu asıl olana vermekle, ikincil olgular üzerinde oyalanıldığı sürece adeta aşılmaz gibi görünen engeller kendiliğinden ortadan kalkmaktadır. Bütüne olan bakış açısını her bir diğer dine açabilmek üzere, eldeki yapıtta öteki dinde bir karşılığı bulunmayan, ama her dinin kendi anlayışı bakımından vazgeçilemez olan kavram sözcükler ele alındı.

Karşılıklı anlaşma ve ortak eylem ortak bir dili önkoşullar. Bu dil tek tek sözcüklere ve dilbilgisine egemen olmaktan fazlasıdır; anahtar söz­cüklerle bağlantılı olan anlama ufuklarının soruşturulmasını da hedef­ler. Bu kitap Hıristiyanlık ve İslam’ın anahtar sözcüklerini anlamanın bu tür araştırılması yolunda bir ilk kilometre taşıdır. Ankara İlahiyat Fakültesi’nden Türk Müslüman yayıma hazırlayıcılarla Münih’teki Eugen Biser Vakfı’ndan Alman Hıristiyan yayıma hazırlayıcıların gerçekleştirdiği sayısız oturumlarda, Türkiye’de Hıristiyan kilise ve cemaatler yüzyıllardır Türkiye’de yaşıyor olmasına rağmen Hıristiyan­lığın belli başlı temel düşüncelerini Türkçe sözcüklerle karşılamak söz konusu olduğunda, Türkçe’nin, çok ciddi oranda İslami bir etki altında olduğu ve tersi olarak da Almanca’nın, İslami düşüncelerin çoğu zaman güçlükle ifade edilebildiği ölçüde Hıristiyan etki altında olduğu anlaşıl­mıştır. Böylelikle Almanya’daki İslami din dersi çifte bir dilsizlikle karşı karşıyadır: Göç kökenli öğrencilerin dilsel eksiklikleri ve İslami-teolojik alan terminolojisi eksikliği. Bu yolla kamunun kullanımına sunulan bu ansiklopedi bu dilsizliği aşmak ve kısmen yenicilik/türetmecilik yardım­ıyla pek çok kavramın Müslüman ve Hıristiyanların anlayışında birebir örtüşmediğine dikkat çekmek istiyor; çünkü ancak farkları ve özellikleri bilen kişi uygun tepkide bulunabilir ve herkesin yararına ortak bir harekette bulunabilir.

Bununla birlikte farklı dil gelenekleri sadece teolojik alan kavramları dağarcığını etkilememektedir. Aynı zamanda bilimsel sunuş biçimlerine ve sonuçlarına da dokunmaktadır. Türkçe ya da Almanca yazılmış bir makale yazıldığı dildeki çevrede okurların beklentilerini ve bilimsel standartları tümüyle karşılayabilirken farklı dildeki bir çevrede, ilk sözü edilen bağlam içerisinde kesinlikle akla gelmeyen, hatta yanıt bile gerek­tirmeyen birçok soruya neden olabilir. Buna Almanca teoloji bağlamında ifadelerin daha çok güçlü tarihleştirici bağlam bağlılığı vurgusuna sahip mesafeli betimlemeleri ve İslami araştırmalarda ilgili konuyla daha çok mezhep bağlılığı içindeki yaklaşım da eklenmektedir. Karşılaştırmalı teoloji araştırmalarının heyecan verici, ama şimdiye değin hemen hemen hiç dikkate alınmayan bir alanı. Eldeki bu yapıt bu alana yönelik önemli bir yaklaşım malzemesi sunuyor.

Bu nedenle barışçıl bir biraradalık için taşıdığımız ortak sorumluluk ve dünyada barış ve kültürel diplomasi çabalarımız itibariyle herbirimizin neyi ve nasıl düşündüğü ve herbirimizin davranışlarını belirleyenin ne olduğuna dair bilgi, az sayıdaki bir bilim adamları kümesine özgü özel bir bilgi değildir. Bu bilgi, yapıcı bir işbirliği için çaba harcayan herkesi ilgilenmektedir.

Yayıma hazırlayanlar:  Richard Heinzmann, Peter Antes,
Martin Thurner – Almanya

Mualla Selçuk, Halis Albayrak – Türkiye

This post is also available in German and English.