Adalet (İsl.)

 
 Zitierfähiger Link: Adalet (İsl.)  

Adalet, her şeyin olması gerektiği yerde bulunması; bütün varlıklara hak ettiklerinin verilmesi, hakkın gözetilmesi ve yerine getirilmesi, haklıyla haksızın ayırt edilmesidir. Adalet, Allah’ın güzel isimlerinden biridir (el-‘Adl). Kur’an’da Allah adaletin zıddı olan zulüm ve haksızlıktan tenzih edilmiştir. Bu, İslam düşüncesinde ilahi adalet anlayışını doğurmuştur. Buna göre, Allah’ın yaptığı her iş yerli yerinde ve en uygun tarzda gerçekleşmektedir. Onun yarattığı evren mükemmel bilgi ve iradesinin gereği olarak kusursuz ve eşsiz bir düzene sahiptir. Yine Allah kulları ile ilişkisinde onların hür iradelerine büyük kıymet vermekte, insanların yaptığı her türlü iyiliğin ödüllendirileceğini ve her türlü kötülüğün cezalandırılacağını bildirmektedir: “Sonunda, zerre kadar iyilik yapan kimse karşılığını görecek; zerre kadar kötülük işleyen de karşılığını görecektir.” (Zilzâl, 99/7-8). Kur’an, müminlerden insanlar arasında adaletle hükmetmelerini (Nisâ’, 4/58), insanlara iyilikle ve adil bir şekilde davranmalarını istemiş (Mumtehine, 60/8), tarafgirliği yasaklamıştır (Mâ’ide, 5/8). Aynı şekilde Kur’an, ana, baba ve yakınların aleyhinde bile olsa, Allah için doğru şahitlik yapılmasını, adaletin korunmasını istemiş (Nisâ’, 4/135); Allah’ın adaleti ve iyilik yapmayı emrettiğini (Nahl, 16/90) ve adil davrananları sevdiğini vurgulamıştır (Mâ’ide, 5/42). Kur’an’ın adalet konusundaki öğüt ve yönlendirmeleri tarih boyunca müslümanların zihin dünyasını ve sosyal hayatını biçimlendiren temel kriterlerden biri olmuştur; özellikle fıkıh adalet ilkesi üzerine tesis edilmiştir. Ayrıca Hz. Muhammed’in uygulamaları müslümanların adalet anlayışının biçimlenmesinde büyük ölçüde etkili olmuştur. Özellikle onun adi bir suçlunun affedilmesi konusunda kendisine gelen bir elçiye, “Aynı şeyi kızım Fâtıma bile yapsa cezalandırırdım.” (Buhârî) sözü onun adalet anlayışının en somut yansımalarından biri olarak görülür. Yine Hz. Ömer (ö.23/644), bugün dahi bir adalet timsali olarak anılmaktadır. Öte yandan İslam düşüncesinin önde gelen mütekellim, filozof ve ahlakçıları bir dizi özgün adalet teorisi geliştirmiştir. Mu‘tezile ekolü, Tanrı’nın iradesi ve kudreti ile insan hürriyetinin nasıl bağdaştırılacağı konusunda adalet ilkesini merkeze almıştır. Fârâbî (ö.339/950), siyaset felsefesinde Erdemli Şehir olarak adlandırdığı modelde toplumsal hiyerarşinin insanların bilgi birikimi ve ahlaki davranışlarını esas alan bir adalet anlayışına göre biçimlenmesi gerektiğini savunmuştur. İbn Miskeveyh (ö.421/1030) ise kamil insan olmaya ve mutluluğa giden yolda adalet erdemini zorunlu görmüştür.

ŞENOL KORKUT

İlişkili girdiler