Ahiret (Hrst.)

 
 Zitierfähiger Link: Ahiret (Hrst.)  

(Alm. Jenseits)

Din tarihi açısından ölüler alemi olarak ahiret tasavvuru Hıristiyanlığın ortaya çıkmasından çok önceleri oluşmuştur. Hıristiyanlık öncesi ahiret tasavvurlarının çok sayıdaki öğesi öncelikle hıristiyan halk inanışına ve ayrıca Kitab-ı Mukaddes ile edebi ve teolojik yazılara girmiştir. Buna rağmen bu etkiler sorunsuz değildir. Ahiretin geleneksel tasvirleri hıristiyan eskatolojisinin (kişisel ölümden ve dünyanın sona ermesinden sonraki yaşamı konu alan öğreti) özgünlüğünü yansıtmaya pek uygun değildir. Bunun nedeni, ahiret boyutlarının genellikle mekansal hatta zamansal kategoriler içinde düşünülmesidir. Ahiret, yaşayanların dünyasının yanında veya dışındaki bir yer veya süre olarak tasavvur edilmekte ve bugünkü dünya ile paralellik içine sokulmaktadır. Bu dünya ve ahiret her ikisini de kapsayan bir evrenin parçaları olarak görülmekte, ahiret mükemmelleştirme (cennet, gök) veya cezalandırma (cehennem, yeraltı) olarak bölümlere ayrılmaktadır. Fakat hıristiyan anlayışı ancak ölümden sonraki yaşam, mekan ve zaman mutlak olarak aşkınlaştıran kategoriler içinde düşünüldüğünde hakkıyla kavranabilir. Hıristiyan inancına göre; Tanrı tarafından insana bu dünyadaki ölümden sonra bahşedilen yeni yaşam, iki dünya arasında bir geçiş olarak anlaşılmamalıdır. Umulan ve beklenen daha ziyade bu dünyadaki yaşamın ve bu dünyanın bireyin ve evrenin tarihselliği içinde olan her şeyi değişik biçimde içine alarak mükemmelleşmesidir. Zaman ve mekanı aşan bu halde, bütün yaratılış ölümün neden olduğu fanilikten kurtulmakta ve insana Tanrı ile yüz yüze (Pavlus’tan Korintliler’e 1. Mektup 13:12), yeni bir diyalogsal-kişisel yakınlaşma ihsan edilmektedir. Bu mükemmelleşme, saadet veren ve ulvi karakteri nedeniyle, tasvirkar bir şekilde gökyüzünün kozmolojik olgularıyla da ilişkilendirilmektedir. Hıristiyanlığın mutlak seven ve bağışlayan Tanrı inancı açısından bakıldığında, Tanrı’nın ilkesel olarak bütün insanlara ölümden sonra bu mükemmelliğe giden yolu açacağı varsayımı doğru ve haklıdır. Ancak Tanrı, insanı özgür iradeli bir varlık olarak yarattığından, Tanrı da insanı ölümden sonra kendi iradesine karşı kurtaramaz. Buradan, en azından Tanrı’nın ve O’nun bağışlayıcı sevgisinin aleyhinde, belirli bir uzaklığı beraberinde getiren, menfi ve kalıcı bir karar verme imkanının zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Tanrı’dan yüz çevirme anlamına gelen ve insanın özgür iradesinin sorumluluğunda olan bu hal, cehennem ile ilgili geleneksel sözlerin Hıristiyanlık çerçevesindeki anlamıdır. Prensip olarak Tanrı’ya yönelmiş olan insanın bu hali fıtrata/yaradılışa (Almanca: Wesensgemäß) uygun olmadığı için acı, işkence ve azapla ilişkilendirilmektedir. Ahiret inancı bağlamında beklenen kıyamet günü, olumlu açıdan bakıldığında insanın kendi suçundan dolayı pişmanlık duyma doğrultusunda kesin olan kişisel ve özgür kararının anı ve Tanrı’nın merhametli sevgisinin kabulü olarak yorumlanabilir.

MARTIN THURNER

İlişkili girdiler