Anayasa ve Din (İsl.)

 
 Zitierfähiger Link: Anayasa ve Din (İsl.)  

Anayasa, devletin kuruluş ilke ve organlarını tanımlayan ve bunların işleyişinde devleti kayıt altına alan yazılı temel hukuki belgedir. Anayasalar, din-devlet ilişkilerini belirleyen hükümleri de içerir. Bu anlamda, hicreti takip eden kısa süre içinde Medine’de kurulan şehir devletinin toplumsal sözleşmesi niteliğindeki Medine Vesikası İslam tarihinde ilk anayasa örneği kabul edilir. Devletin kuruluşunu, unsurlarını, organlarını ve işleyişini, bazı temel hak ve özgürlükleri belirleyen yazılı hukuki belge olması bu kabulü haklı kılmaktadır. Ancak bu belgenin şekil ve muhteva olarak bir yazılı anayasa geleneği başlatmadığı da sabittir. Medine yahudilerinin sözleşmeye uymamaları bu belgeyi   fiilen   yürürlükten   kaldırmıştır.   Bundan   sonra   ne   Hz. Muhammed zamanında ne de dört halife ve müteakip zamanlarda benzer bir temel hukuki metin yazılmıştır. Dört halife, Emevîler, Abbâsîler, Fatimîler, Endülüs Emevîleri, Selçuklular ve Osmanlılar dahil olmak üzere müslümanların devletlerinde sözlü anayasanın geçerli olduğunu söylemek mümkündür. Devletin organlarında, kurumlarında ve bunların işleyişlerinde, temel hak ve özgürlüklerin belirlenmesinde fıkhın temel kaynakları olan Kur’ân, sünnet, icma, kıyas, istihsan, maslahat ve örf etkili olmuştur. Hukuki düzenlemeler öncelikle Kur’an ve Sünnet’in içerdiği temel ilkeler çerçevesinde yapılmıştır. Bu iki kaynakta bulunmayan ilkeler Kur’an ve Sünnet’e aykırı olmamak kaydıyla belirtilen diğer kaynaklarda aranmıştır. İslam dünyasında yazılı anayasa hareketleri Osmanlı muhitinde başlar. İlk somut örneği ise 1861 yılında kabul edilen Tunus Anayasası’dır. Osmanlı’da Tanzimat sonrası başlayan hukuki çalışmalar 1876 yılında Kanun-u Esasî ile sonuçlanmıştır. İslam ülkelerinin çoğunda anayasalar sömürge sürecinden sonra Batı’daki anayasa örnekleri üzerine yapılmıştır. Batılı anayasa örnekleri dikkate alınmış olmakla birlikte bu çalışmalarda İslam geleneğinin etkisi de görülmektedir. Bu etki Kur’an ve Sünnet’te yer alan ve daha çok genel ilkeler niteliği arz eden hukuki esaslar ile dört halife dönemi başta olmak üzere teamüllerin göz önüne alınması şeklinde gerçekleşmiştir. Örneğin devlet başkanı kavramı Hz. Muhammed’in sünnetine, vezirlik kurumu Abbâsî uygulamasına, divan kurumu Hz. Ömer’in (ö.23/644) uygulamasına dayandırılır. Günümüzde birçok İslam ülkesinin anayasasında devletin resmi dini İslam olarak belirlenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda 1937’den beri din-devlet ayırımı esastır. 1921 ve 1924 Anayasalarında ahkâm-ı şer’iyyenin tenfîzi görevi Millet Meclisi’ne verilmişken, laiklik ilkesi ile birlikte her türlü yasama görevi Meclis’e devredilmiştir. Din eğitimi, öğretimi ve din hizmetleri ise halkın ihtiyaçlarını karşılama anlayışı çerçevesinde, anayasal güvence altındadır. İslam dininin iman, ibadet ve ahlak ile ilgili boyutlarında hizmet ve eğitim verme işi Diyanet İşleri Başkanlığı’na tevdi edilmiştir (1924, 429 sayılı kanun). Din eğitimi ve hizmetlerini yapacak nitelikli elemanlar yetiştirmek üzere ilahiyat fakültesi ve imam hatip liseleri açılması da anayasal garanti altındaki kanunla düzenlenmiştir (1924, 430 sayılı kanun). Yürürlükteki 1982 Anayasası bunlara ilaveten ilk ve ortaöğretim kurumlarında, herkesin ortak kültürlenmesini hedefleyen bir din kültürü ve ahlak bilgisi dersini zorunlu kılmaktadır (Madde 24). Müslüman ülkelerde farklı anayasa uygulamaları olduğu görülmektedir. Gayr-i müslim idaresi altındaki devletlerde ise müslümanların yürürlükteki anayasa ve hukuka uymaları; uyumsuzluk çıkabilecek hususlarda ise hukuksal zeminde uzlaşma arayışı içerisinde olmaları temel ilkedir.

CEMAL TOSUN

İlişkili girdiler

This post is also available in German, German and English.