Hayat (Hrst.)

 
 Zitierfähiger Link: Hayat (Hrst.)  

(Alm. Leben)

Öncelikle bilinmelidir ki hayat kavramı modern kültür ile Kutsal Kitap-Hıristiyan geleneğinde birbirinden farklı şekillerde vurgulanır. Hayat kavramı bugünkü bilim dilinde ve büyük ölçüde günlük yaşam dilinde, ilk ortaya çıkışındaki anlam yoğunluğunu artık karşılamayacak şekilde, çok sınırlı bir içerikle kullanılmaktadır. Hayat çoğunlukla tabii ilimlerde, biyolojideki tanımlamaya yakın (hayat üzerine öğrenim) anlamda ifade edilir: Bir bütün kendini şekillendirip hareket edebildiği için çevresinde belli bir bağımsızlığa sahip cismi unsurlardan oluşuyorsa, canlı sayılır. Ancak Hıristiyanlık, hayat hakkında Kutsal Kitap ve teoloji geleneğinden gelen çok daha geniş ve temel bir tasavvura sahiptir. Bu, Tanrı’nın bizzat kendi sınırsız varlığı içerisinde mutlak anlamda hayat olarak nitelendirilmesinde ortaya çıkmaktadır (krş. Yuhanna 5:26). Tanrı’nın mutlak hayatla özdeşleştirilmesi Hıristiyanlık iman itikadındaki teslis kabulünden hasıl olmaktadır. Doğru anlaşıldığında teslis, hayatın en yoğun şekilde ifa edilmesidir. Teslis imanının içeriği, Tanrı’nın kendi varlığını hem sürekli hem de dinamik bir üreme sürecinde gerçekleştirdiği tasavvurudur. Teoloji, üreme kavramıyla hayatın başlangıcı sayılan bir eylemi (= ebeveynlerin çocuklara hayat verdikleri sevgi dolu birleşmelerini) analog ifade dili çerçevesinde Tanrı’nın kendisine devretmektedir. Böylece Tanrı mutlak hayat kaynağı olarak sunulmaktadır (Mezmurlar 36:10). Teslis dahilinde gerçekleşen ilahi ilk üreme, ezelde gerçekleşmiş olan oğulun babadan içsel ilahi doğuşunda bulunmaktadır. Bu üçlü ezeli üreme ilahi sevginin ifadesi olarak yorumlanmaktadır. Tanrı’nın en yüce hayat olarak hıristiyan tasavvurundaki en derin manası kendini burada gösterir: Hıristiyan düşüncesinde hayat, aynı tabii ilimlerde olduğu gibi var olanın kendi varlığını üretebilme ve devamını sağlayabilme yeteneğidir. Bunun da ötesinde Hıristiyanlık imanında hayatın bağımsızlığının ardında sürekli olarak sevginin gücünün yattığı şeklinde de keşfedilir. Bunun sebebi şudur: Hayat kendi kendini yinelediği için, bu, bir dış sebep olmaksızın gerçekleşir. Yaşam içerisinde  varoluş haricî bir gaye nedeniyle değil, sırf kendisi için ortaya konulur ve onaylanır. Hayatın herhangi bir sebebe dayanmadan onaylanması, zihinsel gayeli değil, bilakis dolaysız, kalben ve duyguyla hissedilen bir onaylamadır. Mutlak hayat bu nedenle mutlak sevgide kökleşmiştir. Varoluş ve Tanrı Hıristiyanlık’ta olduğu gibi hayat olarak anlaşıldığında, her ikisi sevgiye bağlanılmaktadır. Böylece hıristiyan vahyinde varlığın bütünüyle en temel ön koşulu olan bir mesele açıkça ifade edilmektedir: Sevginin hayatı. Tanrı’nın İsa Mesih’te cisimleşmesi netice itibariyle bu yüzden hayatın bir vahyi ve mesajı anlamında yorumlanmaktadır (Yuhanna 14:6). Mümin hıristiyan, hayatını Mesih’ten teslim aldığında (Pavlus’tan Galatyalılar’a Mektup 2:20) kendisine günahı ve ölümü aşan Tanrı’nın sevgisine doğru “ebedi hayat” yolu açılmış olmaktadır (Pavlus’tan Romalılar’a Mektup 6:1-23).

MARTIN THURNER

İlişkili girdiler

This post is also available in English.