İlim (İsl.)

 
 Zitierfähiger Link: İlim (İsl.)  

Arapça bir kelime olan ilim, sözlükte, bilgi, bilmek, kavramak, düşünmek, tanımak ve öğrenmek gibi anlamlara gelir. İlim iradi bir yönelim sonucu öznenin nesne/nesneler hakkında yöntemli ve düzenli bir bilgi edinme ve bilgi üretme sürecidir. İlim kelimesi, Kur’an’da ve hadislerde tekil olarak kullanılmıştır. İslam’ın ilk dönemlerinde ilim ile sistemli bir bilgi veya bir disiplin değil, daha çok dinî hususlara ilişkin bilgi veya tikel durumları araştırmaya yönelik bilgi kastedilmiştir. İlmin özel bir disiplin anlamında kullanımı sonraki tarihlere rastlamaktadır. Çok erken dönemlerde din hakkında ortaya konulan zengin bilginin belli bir bölümünü bilgi olarak algılayan ve daha çok hukuk veya kelamın belli konularıyla ilgili bir ilim algılamasının oluşmaya başladığı söylenebilir. Bu konularda düzenli bilgi üretilmesiyle birlikte bir bilim dalı ya da eğitim disiplini anlamında ilim kullanılmaya başlanmıştır. Kur’an-ı Kerim, inmeye başladığı ilk günden itibaren, insanları ilme, bilmeye, öğrenmeye, varlıklar üzerinde düşünmeye ve düşüncelerini sağlam delillere dayalı olarak ortaya koyup tartışmaya davet etti. Bu tür ayetlerin sayısının 700’den fazla olduğu görülmektedir. Kur’an’a göre, sağlam bilgiye dayanmayan, her hangi bir akli veya vahyi temeli bulunmayan söz, fikir ve davranışlar geçersiz ve gerçek dışıdır (Furkân, 25/5; Kalem, 68/15; Mutaffifîn, 83/13). Kur’an, “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zumer, 39/9) ayetiyle, bilgiyi başta insan olmak üzere bütün varlıklar ve toplumlar arasında en önemli güç ve üstünlük ölçütlerinden biri olarak kabul eder. İnsanın bilme yeteneği ve bu konudaki başarısı, onu melekler de dahil bütün  yaratıkların üstüne çıkarmıştır. Kur’an pek çok ayette özellikle bilen, düşünen, akleden, ibret alan toplumları, düşünen toplum ve akleden toplum olarak övmektedir (bk. Rûm, 30/21; Bakara, 2/164). Kur’an, bilginin peşinden koşmayı, onu öğrenip öğretmeyi ve biriktirmeyi, zaman ve  mekan sınırlaması yapmaksızın bireysel ve toplumsal yükümlülük kılıp, araştırmaya, incelemeye, akletmeye ve düşünmeye ibadet olarak bakar ve ona ahlaki ve dinî bir anlam yükler. Bilgi, insan için bir erdem ve kalite işaretidir ve daima değişmeye ve gelişmeye müsait olduğundan dolayı her bilenden daha iyi bir bilen vardır (Yûsuf, 12/76). Bu sebeple toplumun bütün bireylerinin ve katmanlarının bilginin üretilmesinde ve faydalı bir şekilde kullanılmasında etkin bir rol almaları istenmektedir. Hz. Muhammed, Kur’an’ın ilme verdiği öneme uygun olarak, ilmi (Muslim), ilim öğretmeyi (İbn Mâce), ilim öğrenmeyi (İbn Mâce), bilgi aramak için seyahat etmeyi (Tirmizî), ilim adamını (Tirmizî), ilim öğrenmek isteyen öğrencileri (Dârimî) ve bu yolda çekecekleri sıkıntıları öven, her yaştaki insanı ilme teşvik eden sözler söylemiştir (Buhârî; İbn Mâce). İlk hadis külliyatının hemen hemen hepsinde “Kitâbu’l-‘ilm” (İlim Kitabı) adıyla bir bölüm konularak, bilginin dinî değeri ve incelenmesi yüceltilmiştir. Hz. Peygamber’in hadislerinde ilim, her hangi bir konuya veya disipline hasredilmemiştir. Bazı hadis bilginleri, her ne kadar ilim kelimesiyle, hadis öğrenmeyi ve onunla ilgili bilgi alanlarında derinleşmeyi anlamak istemişlerse de, genel kanaat ilmin belli bir alanın bilgisiyle sınırlandırılmayıp her çeşit bilgiyi içerdiği şeklindedir. İslam düşüncesinde sonraki asırlarda ilim, bir terim olarak, kendine özgü hedefleri, temel önermeleri, araştırma alan ve yöntemleri olan ve bir disiplini oluşturan düzenli bilgi şeklinde tanımlanır. İlk dönemlerde müslümanlar tarafından başlangıçta parça parça ve belli konularda düzensiz bir şekilde ortaya konulan bilgilerin veya ilmi faaliyetlerin, daha sonra kendine özgü hedefler ve temel önermeler oluşturarak ve belli yöntemler kullanarak düzenli bilgiye veya bağımsız ilmi disiplinlere dönüştüğü görülmektedir. Müslümanların, sadece İslam’ı anlamaya, yorumlamaya, savunmaya ve yaşamaya yönelik ilmi faaliyetlerde bulunmadıkları, buna ilaveten insan kapasitesinin kavrayabildiği bütün bilgi alanlarına yöneldikleri ve her alanda ilmi faaliyette bulundukları bir gerçektir. İslam bilimlerinde, doğru ve sahih bilgi üretmede bütün bilimler için öngörülen tek bir yöntem yoktur; birden çok yöntem vardır. Bu yüzden her bilim dalı, doğal olarak, kendi bilgi nesnesine ve alanına göre kendine özgü bilgi edinme usulleri ve süreçleri geliştirmiştir. Bu sebeple İslam bilimlerinde bilgi üretme süreci yerine bilgi üretme süreçleri tanımlaması daha doğrudur. Yalnız bu, bütün İslam bilimlerinin birbirinden bütünüyle bağımsız yöntemlerle çalıştığı ve farklı süreçler yaşayarak bilgi ürettikleri anlamına gelmemektedir. Öte yandan doğru ve kesin bilgi akıl, doğru haber ve duyulardan biri veya her ikisi ya da her üçü yoluyla elde edilir. Haber, doğru veya yanlış olması muhtemel söz demektir. Doğru bilgi için, doğru haber bir kaynaktır. Hads, vicdan, tecrübe, istikra gibi şeyler ilme ve marifete ulaştıran yollardan iseler de, bunlar bağımsız olmayıp aklın işlevleri arasında görülmüştür. Bu üç temel delilden birine veya bunlardan daha sağlam bir kaynağa dayanmayan bilgiye, dinî konularda bağlayıcı kesin bir bilgi olarak itibar edilmez. İslam düşüncesinde, herkes tarafından bilinebilecek şeylere bilgi (malumat) adı verilir. Bu tür bilginin düzensiz, tutarsız, yanlış ve doğru olma olasılığı vardır. Bilim (ilim) ise bilinenin olduğu şekliyle ortaya çıkarılmasıdır (Mâturîdî).

 

SÖNMEZ KUTLU

This post is also available in English.