İnsan (İsl.)

 
 Zitierfähiger Link: İnsan (İsl.)  

İnsan, dünyadaki bütün nimetlerin hizmetine sunulduğu, yaratılmışların en üstünü (eşref-i mahlukat) olan varlıktır (Bakara 2/30; Tîn 95/4). Bilme, akletme, irade, konuşma gibi nitelik ve yeteneklere sahip olması bakımından yaratılmışlar arasında Tanrı’ya en yakın varlık insandır. Tanrı insanı  topraktan yaratmış ve kendi ruhundan  üfleyerek ona hayat vermiştir (Secde, 32/9); daha sonra meleklerden insana secde etmesini istemiş ve bütün melekler insana secde etmiştir (Hacc, 22/5). Tanrı, ruhundan üfleyerek şereflendirdiği insanı yeryüzünde kendisine halîfe kılmıştır (Bakara, 2/30). Tanrı ezelde bütün Âdemoğullarına, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sormuş, onlar da “Evet, tabii ki öylesin.” diyerek cevap vermişlerdir (A‘râf, 7/172). Dolayısıyla, tek tek insanlar var olmadan önce Tanrı ezelde bütün insanlarla sözleşme (mîsak-elest bezmi) yapmıştır. Buna göre, insanın varlığının derinliğinde, Tanrı’ya inanma ve itaat etme eğilimi yerleşiktir; her insan, ilk yaratılışta kendi özüne (fıtrat) yerleştirilmiş olan Tanrı’yı bilme ve tanıma imkânı ile dünyaya gelir (Rûm, 30/30). İlk insanlar Âdem ve Havva cennette kendi tabiatları ile uyumlu biçimde Tanrı’nın buyruklarına boyun eğerek yaşamışlardır. Cennette iken şeytan Âdem ve Havva’yı yanlış yönlendirmiş, onlar da şeytana uyarak yasak fiili işlemişlerdir. Âdem ve Havva pişmanlık duyup tövbe etmişler, Allah da onları affetmiş, ancak cennetten çıkarmıştır (Bakara, 2/36-37; A‘râf, 7/22-25). İnsan, ayırt edici yeteneklerini -düşünme ve akletmedoğru kullandığında, varlığını kendi dışındaki aşkın bir varlığa borçlu olduğunu, evrendeki düzen  ve gayenin  kendisi için yaratıldığını  idrak edebilecek özelliktedir (Bakara, 2/213; Rûm, 30/30). Ayrıca Tanrı lütufta bulunarak, elçileri aracılığıyla insanlara vahiy göndermiş ve onları, ezelde özlerine yerleştirdiği iyilik ve güzelliğe sadık kalmaya çağırmıştır. Ancak, imkan ve yeteneklerini kullanıp hakikati keşfetmek, buna uygun ahlaki davranışlar sergilemek insanın sorumluluğudur. Hz. İbrahim’in aklını kullanarak değişip yok olanlara bakıp onlardan hareketle değişmez ve kalıcı olan Varlık’a ulaşması, her insanın tecrübe edebileceği evrensel bir hakikati temsil eder (En‘âm, 6/75-81). Dolayısıyla, insan için iman asli, inkar arızi bir durumdur. Bununla birlikte insan, yine kendi tabiatında var olan düşük eğilimlerin etkisinde kalabilmekte, Tanrı’ya verdiği sözü unutabilmektedir. İnsanın içinde bulunduğu görünüşteki bu paradoksal durum, aslında onun dünyadaki mevcudiyetinin nihai anlamını ortaya koymaktadır: İnsan dünyada, inanma-inkar etme, iyilik-kötülük işleme seçenekleri bulunan, sonuçları ahirette açıklanacak bir imtihanın öznesidir (Mulk, 67/2; İnsân, 76/2-3). Tanrı’ya inanıp iyi işler yapan ve yüksek ahlaki değerleri hayata katan insanlar, bu dünyada huzurlu bir yaşam sürdürdükleri gibi öbür dünyada da sonsuz iyilikle, yani cennetle ödüllendirileceklerdir.

ENGİN ERDEM

İlişkili girdiler

This post is also available in English.