Kürtaj (İsl.)

 
 Zitierfähiger Link: Kürtaj (İsl.)  

Kürtaj, döllenme sonucunda rahimde oluşan cenin ve plasentanın doğumun doğal zamanından önce dışarı çıkartılması ya da ceninin rahimde öldürülmesi demektir. Tanım, ilk döllenme anından doğumun gerçekleşeceği doğal zamana kadar olan sürede yapılacak her türlü düşürme işlemini içermektedir. Fıkıhta kişiliğin, döllenmenin gerçekleştiği andan itibaren başladığı kabul edilmektedir. Henüz annesinden bağımsız bir varlık olmadığı için sınırlı bir hak ehliyeti öngörülmüş olmakla birlikte, cenin, kişi olarak hukuki korumadan yararlanır. Ceninin en önemli hakkı, hayat hakkıdır. Ceninin hayat hakkına yönelik saldırı niteliği taşıyan davranışlara çeşitli yaptırımlar bağlanmıştır. Klasik fıkıh doktrininde, döllenmenin gerçekleşmesinden itibaren 120 gün geçtikten sonra, anne bakımından hayati tehlike oluşturma hali hariç, kürtaj işleminin yapılamayacağı hususunda görüş birliği bulunmaktadır. 40 gün ya da daha aşağısını sınır olarak benimseyen bazı görüşler de vardır. Belirtilen sürelerin tespitinde ruhun üflenmesine ilişkin rivayetlerin esas alındığı ve ceninin ana rahmindeki gelişim evrelerinden söz eden ayetlere (Hacc, 22/5; Mu’minûn, 23/1214; Zumer, 39/6; Nûh, 71/14) de, dolaylı delil olarak, göndermede bulunulduğu görülmektedir. Klasik dönemde, ceninin canlı olup olmadığına ve gelişim evrelerine ilişkin tıbbi bilgi eksikliği, ruhun üflenmesi ile ceninin canlılık kazanması arasında bir irtibatın kurulmasına yol açmıştır. Ruhun üflenmesinden önce ceninin canlı olmadığını düşünen fakihler, ruh üfleninceye kadar kürtaj yapılabileceği görüşündedirler. Kürtajın yapılabileceği sürenin sınırı üzerindeki anlaşmazlık, ruhun üflendiği zamanı bildiren rivayetlerdeki farklılıktan kaynaklanmaktadır. Belirtilen süreler içinde kürtajın yapılabileceğini benimseyen fakihler kendi aralarında, kürtajı mutlak olarak caiz, caiz olmakla birlikte mekrûh ve mazeret olmaksızın mekrûh sayanlar biçiminde üç grupta tasnif edilebilirler. Klasik doktrinde azınlıkta kalan bir görüşe göre ise döllenmenin gerçekleştiği ilk andan itibaren kürtaj yapılması, annenin hayat hakkının üstün tutulacağı durumlar hariç, hiçbir biçimde câiz değildir. Modern dönem fıkıh uzmanlarının çoğunluğu da benzer şekilde, kürtaja mutlak olarak karşı çıkmaktadırlar. Klasik dönem azınlık görüşü, ceninin ilk baştan itibaren canlı olduğu hususu bilinmediği halde, canlılık kazanma yetisini (isti‘dâd) kürtajın reddedilmesi bakımından yeterli bir gerekçe sayarken, modern dönem fıkıh uzmanları görüşlerini, tıbbi bilgideki gelişmeye bağlı olarak, ceninin her evrede canlı oluşuna dayandırmaktadırlar. Özürlü cenine yönelik kürtaj meselesi ise tıbbi teknolojideki gelişme sayesinde, ancak modern dönemde tartışma konusu olmuştur. Modern dönem fıkıh uzmanlarından bir kısmı, ana rahminde ya da doğduktan sonra tedavi imkanı bulunsun veya bulunmasın, özürlü ceninin de kürtajla alınamayacağı görüşünü savunmaktadırlar. Onlar bunu, tedavisi mümkün olmayacak biçimde özürlü doğmuş ya da sonradan özürlü hale gelmiş insanların hayat haklarına kıyas etmektedirler. Özürlü ceninin kürtajla alınabileceğini savunanlar ise özrün, kesin olarak tespit edilmiş olması ve tedavi imkanının bulunmaması yanında, doğduğunda çocuğun kendisine ve ailesine büyük ızdıraplar verecek nitelikte olmasını gerekçe olarak görürler.

 

TALİP TÜRCAN

İlişkili girdiler

This post is also available in English.