Kur’an Çevirisi (İsl.)

 
 Zitierfähiger Link: Kur’an Çevirisi (İsl.)  

Arapça indirilen Kur’an, zamanla diğer dillere de çevrilmiştir. Çeviri ihtiyacı Hz. Muhammed henüz hayatta iken başlamıştır. Hz. Muhammed’in, Selmân-ı Fârisî’ye (ö.36/656) Fatiha suresini Farsça’ya tercüme etme izni verdiği bilinmektedir (Serahsî). Özellikle fıkıh ekollerinin oluştuğu dönemlerden başlayarak Kur’an’ın başka bir dile tercüme edilip edilemeyeceği tartışılmıştır. Fakihlerin bir kısmı Kur’an’ın tercüme edilmesini gerekli görürken bazıları ise mucizliği(eşsizliği)ni, üstün edebi özelliklerini göz önüne alarak Kur’an’ın tercüme edilemeyeceğini ileri sürmüşlerdir. Sonuç olarak, Kur’an’ın tercüme edilebileceğini savunan yaklaşım uygulamada yerini almış ve Kur’an diğer dillere tercüme edilmiştir. Kur’an’ın ilk olarak hicrî 127/miladî 745 yılında Berbericeye çevrildiği söylenmektedir. Bundan sonra hicrî 270/miladî 883-84 yılında yapılmış bir Kur’an çevirisinden söz edilir. Ancak günümüze kadar ulaşan ilk Kur’an çevirisi, Sâmânoğulları emiri Mansûr b. Nûh (ö.365/976) tarafından yaptırılan Farsça çeviridir. Bu çevirinin bir nüshası Süleymaniye, diğeri ise Dresden Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. İlk Türkçe Kur’an çevirisinin miladî 11. yüzyılın başlarında yapıldığı bilinmektedir. Kur’an ilk olarak 1143 yılında Batı dillerinden Latinceye çevrilmiş, ancak bu çeviri 1543 yılında basılabilmiştir. Daha sonra bir süre bu Latince çeviri İtalyancaya, İtalyancadan Almancaya çevrilmiştir. Luther’in de 1546 yılında başka bir Latince nüshadan Kur’an’ı Almancaya çevirdiğinden söz edilir. Kur’an’ı ilk defa 1772 yılında Arapça aslından Die Türkische Bibel adıyla Almancaya çeviren M.D.F. Megerlin’dir. Kur’an, sonraki asırlarda pek çok dile çevrilmiştir. Kur’an’ın tercüme edilip edilemeyeceği tartışması 19. yüzyılın sonlarından başlayarak yeniden alevlenmiş ve 20. yüzyılda da devam etmiştir. Özellikle Türkiye’de ibadet dilinin Türkçe olmasına yönelik düşünceler, beraberinde Türkçe Kur’an tartışmasını gündeme taşımıştır. Bu yüzden, daha önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kararına dayalı olarak Diyanet İşleri Başkanlığınca Kur’an’ı tercüme görevini üstlenen Mehmed Akif’in (ö.1936) tercümeyi yapmış olmasına rağmen teslim etmediği söylenmektedir. Bunun üzerine Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır (ö.1942) bu görevi üstlenmiş ve yaptığı tercümeye meâl adını uygun görmüştür. Ona göre Kur’an’ın başka bir dile eksiksiz çevirisi mümkün değildir. Bu yüzden yaptığı tercümenin Kur’an’ın Türkçeye eksik ve yaklaşık olarak aktarıldığını ima eden meâl kelimesiyle anılmasını önemsemiştir. Bu yaklaşım ona özgüdür ve daha sonra yapılan Türkçe Kur’an çevirilerinin de meâl adıyla anılmasında etkili olmuştur. Aslında bu yaklaşım, her Kur’an çevirisinin, mütercimin öznelliğini de yansıttığı ürünler olduğuna işaret eder. Yani her çeviri, aynı zamanda bir yorumdur.

 

HALİS ALBAYRAK

İlişkili girdiler

This post is also available in English.