Sünnîlik/Ehl-i Sünnet (İsl.)

 

Peygamber ve arkadaşlarının yolunu/sünnetini takip ettiğini söyleyenleri ifade etmek için kullanılan bir kavramdır. Bazen bunlara, daha genel bir ifadeyle, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat da denir. Ehl-i Sünnet ve’lCemaat temel dinî konularda Peygamber ile arkadaşlarının yolunu benimseyenler olarak tanımlanabilir. Tabirin ilk defa ne zaman kullanıma girdiği tartışmalıdır. Bu tabirin, hicrî 1. yüzyılın sonuna doğru (miladî 8. yüzyılın başları) ortaya çıkmış olması muhtemeldir. Saîd b. Cubeyr (ö.95/714)’den gelen bir rivayete göre, Ehl-i Sünnet tabirini ilk kullanan kişi sahabeden İbn Abbâs (ö.68/687)’tır. Bu tabiri ilk kullanan kişinin tabiinden İbn Sîrîn (ö.110/728) (Muslim, Câmiu’s-Sahîh, neşr. M. Fuad Abdulbâkî, 1955, c.1, s.15) veya Hasan Basrî (ö.110/728) olduğunu bildiren rivayetler de vardır (Dârimî, Mukaddime, 23). Ancak tabire ilişkin bu ilk dönemdeki kullanımlar, bir mezhebi ifade etmekten ziyade, Peygamberin hadis ve sünnetinin rivayetiyle uğraşanları anlatır. Ehl-i sünnetin gerçek anlamda itikadi bir mezhep olarak teşekkülü ise daha sonraki dönemlerde (3./9. yüzyıl) gerçekleşmiştir. Sahabeden Hz. Ali (ö.40/661), Abdullah b. Ömer (ö.73/692) ile tabiinin ileri gelenlerinden halife Ömer b. Abdulazîz (ö.101/720), Şa’bî (ö.104/722), İbrahim enNehâî (ö.96/714), Hasan Basrî gibi âlimler, Ehl-i sünnetin itikadi yapılanmasında katkıları olan ilk kişilerdir. Daha sonra gelen Ebû Hanîfe (ö.150/767), Mâlik (ö.179/795), Şâfi’î (ö.204/820) ve Ahmed b. Hanbel (ö.241/855) gibi müctehid imamlar da Ehl-i sünnet düşüncesinin oluşumuna büyük katkıda bulunmuşlardır. Bunlardan özellikle Ebû Hanîfe, el-Fıkhu’l-Ekber  benzeri akaid risalelerinde tevhîd, nübüvvet, iman-amel, hidayet-dalalet, ahiret, rü’yetullah ve şefaate ilişkin görüşleriyle bu düşüncenin oluşmasında büyük tesir icra etmiştir. Öncülüğünü Ahmed b.  Hanbel’in  yaptığı  Selefîye’nin  (Eserîyye, Ashâbu’l-Hadîs) Ehl-i sünnetin önemli bir kolu olarak gelişmesinde Sufyân es-Sevrî (ö.161/777), Vekî’ (ö.196/812) ve Abdullah b. Mubârek (ö.181/797) gibi âlimler rol almışlardır. İbn Kullâb (ö.240/854), Hâris elMuhâsibî (ö.243/857) ve el-Kalânisî (ö. 4/10. yüzyılın başları), Selelefîyye akidesini savunup geliştiren ilk Sünnî kelamcılardır. Bunlardan yaklaşık bir asır sonra Eş’arî (ö.324/936) ile Mâturîdî (ö.333/944) ise Ehl-i sünnetin görüşlerini daha da geliştirip sistemleştirmişlerdir. Böylece Sünnî kelam, naklin yanında kelamın temel delillerinden olan aklı da kullanarak, Mu’tezilî kelama başkaldırır hale gelmiştir. Sünnilîğin bir kolu olan Eş’arîlik; İbn Fûrek (ö.400/1009), Bakıllânî (ö.403/1013), Cuveynî (ö.478/1085), Gazzâlî (ö.505/1111) ve Fahreddin Râzî (ö.606/1210) gibi bu ekolün önde gelen bilginlerince savunulurken; onun diğer bir kolu olan Mâturîdîlik ise Hakîm es-Semerkandî (ö.340/951), Ebu’l-Leys es-Semerkandî (ö.373/984),  Pezdevî (ö.390/1000) gibi kelamcılar eliyle savunula  gelmiştir. Ehl-i sünnet, Kur’an’ın Allah kelamı olup yaratılmadığına, ilahi sıfatların gerçek ve kadim olduğuna, her şeyin ilahi kadere göre vuku bulduğuna, Allah’ın ahirette görüleceğine inanmaları ve raşid halifeleri meşru kabul etmesiyle diğer mezheplerden ayrılır. Bunlar dışındaki temel inanç esasları ve ibadetler konusunda ise diğer İslam mezhepleriyle hemen hemen aynıdır. Ehl-i sünnet mensupları bazen kendilerini; Ehl-i Hadis, Ehl-i Cemaat, Ehl-i İstikamet, Ehl-i Hak ve Ehl-i İspat olarak da isimlendirmişlerdir. Günümüzde Ehl-i sünnet mensupları müslümanların çoğunluğunu oluşturmaya devam etmektedir.

MUAMMER ESEN

İlişkili girdiler

This post is also available in German.